Sayfalar

1.12.2013

'Kırgınım denemez, bir parçalanma yaşıyorum' Frida (I)

Bu satırları yazmaya başladığım anda bile ağlıyorum. Benzer bir diyalog bugün 3.defa tekrar ediyor olacak eski yazılarımda, kadınlarla ilgili karalamalarımda isimi sıkça geçen (sıkça değil hep geçen) 3 kadın var. Simone, Frida, Rosa. Ben bu üç kadına diyecek söz bulamıyorum.
Yandaki kitap biraz evvel bitti. Uzun zamandır aklımda ama üst üste sıraladıklarım arasında sıra gelemeyenlerden biriydi. Leyla Erbil ile aynı gün istemiştim İdefix'ten. Ertelediğim kadar varmış. O kadar yoğun ki hislerim şuan bu saatte nasıl anlatırım bilmiyorum. Ama istiyorum ki onu hiç tanımamış biri öylesine gelip geçiyorken burada rastlayıp tanısa ve okusa. Yani özetle hislerimi anlatabilmeyi becerip onu tanıma vesilesi olsam 1 kişiye bile onur duyarım. Ertelediğim kadar varmış derken sebebim canımın yanmasıdır.
FMF atakları sırasında (hatta birinde burada da yazdım) bu acıyı dindirmenin yolu yok olmaksa ölsem ve bitse dediğim anlar oldu. Ve ne zaman böyle desem aklıma acıya dair söyledikleri geldi.
Biliyorum çoktur yaşamda benzer örnekler ama Frida'yı çok iyi anlıyorum desem küstahlık etmiş olur muyum? Orta okuldaydım (tıpkı onun o feci kazayı geçirdiği yaşta) yürüyerek giderken hastaneye 'çıkarken ayakkabı almaya gidecek miyiz Samanpazarı'na ' demiştim babama. 'Gideriz' demişti. Neredeyse ortasında kaldığım koca bir masada ayaklarımdan, ellerimden bağlanmış yatarken 'ayakkabıları' düşündüğümü hatırlıyorum. (Bugün bile fiziksel acı kısa sürsün diye eğlenceli hedefler koymayı deniyorum) Sonrası haftalar süren tek başına yetememeyle doluydu. Sadece yatıyordum. Gözümü hareket ettirdiğimde bile canım yanıyordu. Yüksek sesle ağladığım, kimseye göstermeden ağladığım saatler ve bir daha yürüyememe korkusu. Babam hep az konuşuyordu. Sanki konuşursa bir sırrı ortaya dökülecekmiş gibi az konuşuyordu. O az konuştukça daha çok soru soruyordu annem. Ben de bekliyordum. 'görümcem bir daha yürüyemedi o iğneden sonra' diyenleri duymamış gibi yaparak. 'Ya iyileşiyor ya belden aşağısı felçli' kalıyormuş insanlar. Her odası salona açılan bir evde duymamış gibi yaparak.
Şimdi tüm bu anılar yüklendi üzerime ve bir de Frida'nın acısı. Neredeyse her yanım ağrıyor. sabaha gülümserim okursam ama ne geçiyorsa aklımdan sadece aktarıyorum buraya şuan ve böyle olduğum anlar nadirdir. Bilinç yitimine karışmış tıka basa bilinç durumu. Bir yandan da ağlıyorum. 'Nerden getirdin be kadın aklıma' diyorum. Yastık koyarsam diner mi diye düşünürken o yastığa yer açarken duyulan acıyı hissederek.
 
'Bedenim bitkin, ve bundan kaçmam mümkün değil. Tıpkı hayvanlar gibi kendi ölümümün gelip de yaşamımın ta içine yerleşmeye başladığını duyumsuyorum; bu öylesine güçlü bir duygu ki; tüm mücadele olanağımı yok ediyor. Herkes benim mücadele etmeme öyle alıştı ki, kimse inanmıyor bana. Yanılmış olabileceğimi düşünmeye cesaretim yok artık, bu tür parlak fikirler git gide daha az geliyor aklıma.
Bedenim beni bırakacak. Oysa ben hep o bedenin kurbanı olmuşumdur; biraz asi de olsa bir kurban işte. Biliyorum, aslında birbirimizi yok edeceğiz, böylece mücadele sonunda ortaya hiçbir galip çıkmayacak. Düşüncenin, sırf hasar görmemiş olmasından ötürü, tenden oluşan öteki maddeden kopabileceğini düşünmek ne boş ve sürekli bir yanılsama.' (sayfa 1)
 
Kimse farkına varmıyor. İyi olmayı denemekten daha çok öyle görünmeye çalışmanın zorluğunu. Yanı başımda karşılıklı konuşuyor gibiyiz onunla. O bambaşka bir coğrafyadan, hiç bilmediğim bir dilde çok iyi bildiğim bir şeyi tarifliyor gibi..
Her satırında hem de.
 
'Ben bir devrimle doğdum. Duyduk duymadık demeyin. Gün ışığını görünceye dek isyanın coşkusuyla dolup, böyle bir ateşin ortasında doğdum ben. Gün kavurucuydu ve o gün tüm yaşamım boyunca beni sarıp sarmaladı.'
 
Bir an omuz başından tutup sarsıyor ve 'heyy gülümsee' diye sesleniyor.
 
'Bu, bitmek bilmez bir can çekişmeden ibaret olan yaşamımla ilgili olarak şunu söyleyebilirim: Ben uçmak isteyip de uçamayan bir kuş gibiydim. .
....Kanatları uçmasına değil, yalnızca yürümesi için biraz destek almasına yarayan, yere düşmüş bir kuştan hüzünlü bir görüntü olamaz' (sayfa 26)
've yaşam, sanki hiçbir şey olmamış gibi yeniden başlardı' (sayfa 32)
 
Bu bir kitap tanıtım yazısı değil. Zaten beceremiyorum o yazıları. Birinin acıyan yerlerinden öpmek deseniz daha doğru olur. Usulca.
 
'Oysa gerçek güçlülük, güçsüzlük maskesi taşır; bir rahatlık, neredeyse bir lükstür bu' (sayfa 57)
 
'Sık sık; uçmak için kanatlarım varken niye yürümek için ayaklar isteyeyim ki? demiş hatta bunu yazmışımdır. İşte, umutsuzluğun kardeşi bir yanılgı. Artık ne kanadım ne de ayaklarım var' (sayfa 88)
 
ve sanırım yıllardır dilimden düşmeyen en önemli sözü;
 
'Başıma gelen en iyi şey, acı çekmeye alışmaya başlamam' (sayfa 90)
'ne denli acı çektiğimi düşünemezsin. Her sancıyla birlikte gözlerimden yaşlar boşanıyor' derken bile güçlü. İçinde koskaca bir aşk büyütüyor. Alejandro'ya olan aşkını. Mektuplarında sağlık durumu ile ilgili bilgiler verirken canının ne çok yandığından söz ediyor ve bazı mektuplarında acıya katlanma gerekçesi oluyor aşkı.
 
'Tam kendine bakmaktan bıktığını sandığı bir anda, insan karşısındaki görüntünün kendisi olmadığını görür' (sayfa 103)
 
Resme başlamasını şöyle anlatıyor; 've aslında pek de önem vermeksizin, resim yapmaya başladım'
'İnancımı yitirdiğimde gök yeniden aydınlanıyor, her şeyin mümkün olduğunu düşündüğümde, ufuk feci bir fırtına gelecekmiş gibi kararıyordu. Işıktan kurşun ağırlığına, kurşun ağırlığından ışığa gidip geliyordum. Tam bir dengesizlik içindeydim, ya da belki de asıl denge buydu.' (sayfa 114)
 
En umutsuz, en çok ağladığı anların ardından öylesine çabuk yeniden toparlanıyor ki bir daha hayran oldum sana be kadın dedim satır satır.
 
'Her neyse, insan yine de biraz kendine rağmen bile olsa, düş kurmaya devam ediyor, bu cankurtaran simidini de düşsel kaçışı yakalıyor. Boğulmak üzeresiniz ama suyun yüzünde bir şey parıldıyor, sizi su üstünde tutuyor. (sayfa 115)
 
'Uzaklık herşeyi hayali kılıyor....Evet...yo, hayır...Bir şey ne denli uzaklaşırsa, aynı zamanda artık yalnızca kendisine, kendi dünyasına ait olduğundan, o denli de yakınlaşıyor.' (sayfa 116)
 
'Tıpkı, eskimiş, artık size ait olmayan bir şeyden sıyrılırmışçasına içimdeki endişenin uçup gittiğini fark ettim.' (sayfa 168)
 
Daha kitabın yarısındaki alıntılardayım. Ama oturamıyorum. İsterdim fosforlu kalemlerle önem derecesine göre renk vere vere çizdiğim satırları aktarmayı. Bir dahaki yazıda devamı olsun.
Bebeğini kaybetmesi ardından yazdıkları inanılmaz etkileyici. O kadar çok ki çizdiğim mektubu Alejandro'ya olan satırlarından alıntıladım ama elbette son ekledim yerlerde artık hayatında Diego var.
 
 

17 yorum:

  1. okuduğum kitaplardan. frida ile ilgili başka güzel kitaplar da var.
    bir de yanılmıyorsam ankarada bu sıralarda sergi var.
    fridanın sevgilisi diegonunda resimleri var.

    yazdıklarına ne denebilir ki.
    fmf.
    akdeniz bişeyi idi di mi.

    uyku beslenme önemliymiş.
    içki içmemek.
    bi de stress tabii ki.

    senin ataklarının sıklığı ne ya.
    ömür boyu birlikte yaşanacak hastalıklardanmış, değil mi.
    hergün ilaç alıyorsun sanırım.
    ağrılarla yaşamayı öğreniyorsun yani, sanırım.
    okudum nette de.

    çok çok geçmiş olsun.
    şimdilerde nasılsın.



    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sırayla tek tek hepsini okumayı planlıyorum. Ama ona dair bilme isteğim garip zaten biliyormuşum gibi de geliyor. Sevgili Deep fmf hastasıyım evet yani o galiba şu sıra sadece sebep:) Atak sıklığım azaldı neyse ki eskiden her aydı neredeyse. Şimdi yılda birkaç defa. Karpal tünel-sakroiliak eklem rahatsızlığı- belimde disk kayması-ramatoit artrit-hiper troid belli başlı var olan hastalıklar oldu:) Saolsun her birinin ayrı birer dokunuşu var ki biraz zorluyor bazen. Hepsine alıştım. Hepsinin yaşattıklarına da.

      Şimdi Leyla Erbil'e başladım yeniden Fridaya döneceğim en kısa zamanda.

      Sil
  2. çook guzel bir yazı, ellerinize saglik

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. teşekkür ederim Melda uzun zaman oldu :) Hoşgeldin

      Sil
  3. bana göre bu daha dokunaklı oldu;
    Birinin acıyan yerlerinden öpmek deseniz daha doğru olur.
    en güzeli buydu...

    YanıtlaSil
  4. reiki, nlp, kuantum nefes, melek terapisi gibi şifa yöntemlerini de deneyebilirsin. biliyorsundur ama söleyim yine de. biraz daha iyi olmana sevindim. Allah sana hep şifa versin.

    bi de, bak, düzenli yazanlardansın sen de. ben de 3. yılımı bitiriyorum. biçok arkadaş yok oldu di mi. kutlarım seni.

    :)

    YanıtlaSil
  5. Frida... Hani ayrımcılık diyorlar ya, desinler. Kadınlığı bir mertebe gibi yüksekte yaşamış ve yaşatmış acısıyla.

    Filmindeki o bar sahnesindeki parça çaldı kulaklarımda "weeping woman...."

    Güzel ve iyi okumalar.

    Saygıyla,

    Aylak

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle haklısınız. Hem acısıyla hem de siyasi.
      Bunları yazarken şunu http://www.youtube.com/watch?v=Cu_Wl4UATAU&feature=share dinliyordum.

      Sil
    2. 10 yıl evvel tanıştık biz Frida ile,Fikret Mualla ile ve Varoluşculuk ile (başta Sartre ve Simone) tanışmam da aynı senede oldu. O zaman bu zaman, okur okur içlenir, okur okur öyle nasıl tanışamadım ki deyip saçma saçma konuşurum. Filmini de izle izle izle, yaz yaz yaz. Öyle gider. Benim naçizane Marmara,Plath tutkum bilinir. Frida da aynı paraleldeki bir başka hatun kişidir. Gençliği,resmi,kazası,dediğiniz üzre siyasi duruşuyla da aslında sağlam bir var oluş sergilemiştir; benim gibi boş boğazlıya ise bunları okuyup ancak takdir etmek ve hayranlık beslemek düşer bu meksika'nın çöl çiçeğine. Napalım.Tebessüm. Bir de, uyuz uyuz sosyal medyada orada burada bıyıklı diye dalga geçerler ya ve bunu özellikle bir hatun kişi yapınca daha bir kızıyorum. İtiraf.

      Saygıyla,
      Aylak

      Sil
    3. Bana da aynı şey düşüyor emin olun :) Aslında bıyıkları ile ilgili bir kısa notu vardı dün eklemek aklıma geldi ama ne yazık ki ben de muzdaribim sağlıktan ve çok oturamıyorum onun kadar yetenekli değilim uzanıp yazamadım. (koşullara uyum konusunda yetenekliyimdir ama denemedim açıkcası) Diego istiyor bıyıklarını doğallığını.
      Ne iyi oldu gelmeniz bir tanıdığı anar gibi konuştuk.
      Sevgiler

      Sil
    4. Hani demem o ki, dışı içinden fazla konuşuluyor deyim yerindeyse Frida'nın. Varoluşculuğuna dair olarak da benzetme babında aklıma ikili ilişkisinden mütevellit hep Tezer örneği gelir. Bir gün istanbulda Tezer, Leyla Erbil'e son kocasını takdim ederken "bak bu benim ölümüm(sonum)" demiştir. Frida için de Diego bir nevi aynı durumdadır. Tezer yazmıştır bu ve buna benzer nice var oluş sancılarını (ama siyasetten uzak) Frida ise resmetmiş ve daha aktif olmuştur . Kıyas ve benzerlik analizinde çok şey var velhasıl. Varoluşcu tarafının ağır bastığını düşünüyorum cahil kafamla.

      Evet, iki lafın belini kırmak hoş oldu.Tebessüm.

      Saygıyla,

      Aylak

      Sil
  6. Bu arada sağlam duruşlu kadınlara hayran olan erkekleri ayrıca takdir etmek gerekir.

    YanıtlaSil
  7. Slm ebru hanım size birşey soracağım aşağıya kopyaladigim satırlar kitap dan alintimi yoksa size mi ait ? Teşekkür ediyorum simdiden;
    "Kimse farkına varmıyor. İyi olmayı denemekten daha çok öyle görünmeye çalışmanın zorluğunu. Yanı başımda karşılıklı konuşuyor gibiyiz onunla. O bambaşka bir coğrafyadan, hiç bilmediğim bir dilde çok iyi bildiğim bir şeyi tarifliyor gibi..
    Her satırında hem de."
     

    YanıtlaSil
  8. Slm ebru hanım size birşey soracağım aşağıya kopyaladigim satırlar kitap dan alintimi yoksa size mi ait ? Teşekkür ediyorum simdiden;
    "Kimse farkına varmıyor. İyi olmayı denemekten daha çok öyle görünmeye çalışmanın zorluğunu. Yanı başımda karşılıklı konuşuyor gibiyiz onunla. O bambaşka bir coğrafyadan, hiç bilmediğim bir dilde çok iyi bildiğim bir şeyi tarifliyor gibi..
    Her satırında hem de."
     

    YanıtlaSil
  9. Kitaba dair yorum yaparken kendi fikrimi belirttiğim kendi cümlelerim.

    YanıtlaSil

Siz ne dersiniz?