Sayfalar

Belgesel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Belgesel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29.02.2012

Yuva (Home), Kefir Harekatı ve Karlı Ankara

Doğal olmayanı da doğalmış gibi algılama kabiliyeti geliştirdim. Ya da vardı bir yerlerde bulup çıkarttım. Bunda son günlerde izlediğim belgesellerin etkisi oldukça fazla. İyi mi oldu bilemedim şimdi:) 
Dünden beri kar yağıyor biraz önce pencereden baktım ve gördüğüm şeye hayran oldum. Sokak lambasının ışığı altında döne döne yere düşen 'kar tatili' ni izledim. Eskiden böyle derdik değil mi? 'Tatil yağıyor'
Birkaç gündür dinlediğim müziklerden kurduğum cümlelere kadar hepsinde bitmeye yüz tutmuş pil kıvamı var:) Şikayet değil bu. Tam tersi o kadar hızlıyım ki kaçırdığım şeylerin üzerinden geçiyor gibiyim. O kadar detaycı halimle bile kaçırdığım detaylar ne çokmuş meğer.
Sinirlenmiyorum örneğin ne büyük ilerleme. Sinirlenip hızlı hızlı çıktığım merdivenleri kullanmıyorum. Israrla bekliyorum asansörü. Geçici bir hal midir bilmiyorum ama sevdim kendimi böyle. İçime her ne kaçtıysa eminim epey çaba veriyor diğer yanıma teslim olmamak için.
Ben ben ne mi yapacağım? Hiççç. Bekleyeceğim sadece hangisiyse galip eyvallah diyerek devam. (Bakınız pek de itaatkar oldum hayırlara vesile)


Bu akşam Yuva (Home) Belgeselini izledim. Eğer birkaç gün daha buna benzer belgesel izlersem insan denen varlıktan nefret etmekle kalmayıp eylem planları yapmaya başlayacağım. Kendimden nefret etmekle başlayacak kadar da adilim.
Çekimler 3 yıl sürmüş ve 54 ülkeden havadan görüntülere yer verilmiş. Epeyce didaktik bir dil var izleyici yaşı bu defa çocuklar olur mu bilmem ama daha önceden ilgili olan bir çocukla rahatlıkla izlenebilir.
 Belgeselde önemli bir vurgu var 'karamsar olmak için artık çok geç'

Annem pazar gününden beri uzmanlık alanına bir yenisini daha ekledi. Bu deneyde beni kullanacağını tahmin ediyordum ama yasalar gereği resmi olarak bildirmesi gerektiğini de biliyordum. Haliyle zorunlu gönüllü olmamla annemin kefir harekatını açıklaması arasında birkaç saniye fark var. 'Hı tamam tamam yerim veya içerim her ne yapılıyorsa' dedim ve bu akşam kurtuldum elinden. Meğer bu kefir mayası taaa Kafkaslardan gelmiş ! Kefir ile ilgili bir deneyim yaşadım birkaç yıl önce hazır satılanlardan alıp sadece tadına baktım ve belki de o günden sonra ruh sağlığımda ciddi sorunlar baş gösterdi. Ama en başta da dedim ya şu sıra itaatkarım. Faydalarını kız kardeşimle birlikte koro halinde açıkladılar. Kefirin dahi faydasız kalacağı denekleri oldu haberleri yok. Neyse yarın mayalanmış kefirimi yiyecek miyim, içecek miyim bilmiyorum. Kim bilir belki de benim kefire bir faydam dokunur!
Şunu itiraf etmeliyim mayalanmakla ilgili garip bir mide bulantısına sahibim. Süte katılan mayanın ışıklar kapanınca fıldır fıldır gezindiği bir kap ve aralarında geçen salak saçma konuşmalar geliyor aklıma. 'Şişşttt haydi koş sen sağa sen sola hoppp çalkala şimdi yandan bi tane daha çıkart ohh oldu oldu tamam süt de değişiyor bak tamam biraz dinlenelim haydi uzannn' mayalanmayı sağlayan bakteriler sohbeti uzattıkça benim mayalanmış yiyeceklere mesafem artıyor. Şarap da mayalanmaz mı? Yok onun bakterileri pek entel. Sütteki gibi değiller şiir filan okuyor hayvanlar (hayvan dedim peh ayıp mı olur acaba)
Bunlar gece bizim mutfakta çoğalırsa ben kafayı yerim anneme demedim ya neyse!
Bu arada hala kar yağıyor. Ankara Valiliği çocukları yollara dökmeden okulları kapatmış afferim. İda okul kapanabilir diye ders yapmak istemedi kapanmaz açıyor araçlar yolları dedik. İnandırıcılığımız zedelendi valilik yüzünden.
İş de tatil olsa....


27.02.2012

Aptallık Çağı, Ülkü Tamer, Rakı


Dün sabah kahvaltı sırasında izledim. Yine geciktiğimi düşünerek. Bazı filmlerde, belgesellerde geç kalmış olmaya üzülüyorum 1 gün daha erken fark etmek varken!
Ne garip varlıklarız. Daha 1 hafta önce korkularımla yüzleşmişken şimdi daha kapsamlı korkmaya başladım. Her ne kadar buna 'toplumsal duyarlılık' desek de! (Bireysel ayağı olmaya çabalayan halimiz)
Aptallık Çağı oldukça başarılı ve tıpkı Human Planet gibi mutlak izlenmesi gerekenlerden. 'Film, 2055 yılında yaşayan bir adamın kendi ağzından anlattığı hikayeyi konu alıyor. Fırsatımız varken iklim değişimini neden durdurmadığımızı sorgulayan film, dünyanın yardım çığlıklarını duymazdan gelen insanların yaşadığı bir çağı ve sonunda pişmanlığı gözler önüne seriyor. 21 yüzyıl tarihe, bu felâkete izin veren insanların yaşadığı Aptallık Çağı olarak mı geçecek?'


Bazı bölümler çok etkileyici Irak da çocukların oynadığı oyunlar, yaptıkları işler karşısında bir yanınız şaşırıyorken diğer yanınız neden sonuç ilişkisi içerisinde anlamlandırmaya çalışıp bir yere oturtuyor. Ne yalan söyleyim oturttuğum yer sonucu haklı çıkartmıyor tam tersi nefretimi besliyor. Hayallerinizin başkaları için hayal bile edilemeyecek türde olduğunu görüyorsunuz. Biz kavuşabilmeyi hayal ederken onlar böyle bir hayali bile kuramayacak biliyorsunuz. Ciddi bir kapitalizm eleştirisi yapıyor film.


Türkçe dersini matematik kadar sevmiyor İda. Bir kitap özeti sayılabilecek ödevi vardı. Ülkü Tamer 'Günışığı Hoşçakal'ı okudu. 55.sayfaya gelince kenarından katlamış 
- Çok güzel ayraçların vardı onlardan kullansaydın
- Kalkmak istemedim
- Çok mu merak ettin sonunu?
- Ettim aslında ama üzüldüm neydi adı çocuğun ya hııııı 
- Muharrem ona mı üzüldün?
- Evet, annesi de yok fakirler de.
Masallarda, filmlerde kitaplarda bazı şeylerin bizi etkileyebilieceğini, bazılarının gerçeklerden alınmış hikayeler  olduğunu, etkilenmiyor olmanın normal olmadığını içeren gayet derin bir konuşmaya daldık:) Sonrasında kendimizi sendikalarda, sendikanın neye yaradığını konuşmakta bulduk. (Kitapta Muharrem'in babası işçi ve  sendikalı olup olmamak konusundaki diyalogları  var) Akşam eşime;
- Çok mu erken acaba, bu kitapta sendikadan, işçi mücadelesinden bahsediyor sınıfta yadırganmasın, kendini ifade edebileceği yaş mı? 
Eşim;
Kendi doğrularımızı dayatmadığımızı ama bizim boş bıraktığımız her an sistemin kendi saçmalıklarını zaten dayattığını anlattı:) 
Kitabı biraz itekleyerek bitirdi. Oysa merek ediyorum demişti :)
- Bir kitabı bitirince duyulan heyecan ne hoş değil mi İda yeni bir kitaba başlamak için , dedim
- Yine mi var Türkçe ödevi, ne heyecanı anne ya biraz ara verecem ben, dedi:)) peki dedim.

'Bu meret öyle bir merettir ki, acıyla içilir, tatlıyla içilir, neşeyle
içilir, ağlayarak içilir, kavunla içilir, peynirle içilir, ikisi
beraber çok güzel içilir yemekle içilir, mezeyle içilir, suyla içilir,
susuz içilir, sodayla içilir, şalgamla içilir.
Ama işte,bir tek salakla içilmez…'


Anlattıklarımın hiç biri ile alakası yok. Ama ne güzel demiş değil mi?  Bugün upuzun bir yazının altındaki bitiriş dizeleriydi. Balıkla da fena olmazdı yani!  
İşte yaşamak denen şey de bu. 'Yaprak döker bir yanımız, bir yanımız bahar bahçe'

Ve yine müzik;

13.02.2012

Human Planet...Kerbela ve Pazar

Dünya üzerinde yaşayan diğer canlılara nazaran, sadece bir tanesi kendine bütün habitatlarda yaşama imkanı sağlayabilmiştir; "İnsan"... 
Dünyanın en iyi belgeseli sayılan Human Planet'in ilk bölümü  Okyanusları geçen hafta izlemiştik. Eşim ida için indirmişti. Eve de garip bir alet aldı ki (kuşkusuz garip olan benim o aletleri bilmediğimden) inanılmaz zevkli oluyor izlemek. İçerisindeymişiz hissi ile. Evde de epydir uydu alıcımız olmadığından (bozuldu ve almıyoruz yenisini) Tv açıyorsak sadece o aletle film izlemek için açıyoruz. Mutlaka bilyorsunuzdur zaten belgeseli her bir bölüm zor doğa şartlarında insanın var olmayı başarma çabasını inanılmaz görüntülerle anlatıyor. İnsanın doğaya uyumunu, bu uyumu sağlarken verdiği olağanüstü çabayı izlerken çok tuhaf hissediyorsunuz.  Bajau'lar çok ilginç geldi ilk bölümde. Karadan uzak tamamen okyanus üzerinde yaşıyorlar. Suyun altında uzun süre kalıp avlanabiliyorlar. En çok etkilendiklerimden biri aşağıdaki videoda. İlkel koşullarla alınan önlemler ve ölümle yaşam arasında hayatta kalabilmek için yapılan bir iş.

Belgeseli Tuncel Kurtiz seslendiriyor. Kendisini seviyorum ama altyazılı izlemek sanki daha zevkli gibi geldi. Ama İda bazen yetişemiyor o nedenle seslendirme yapılmış haliyle izledik. Bu pazar da kahvaltıda daha biz açmadan İda açmıştı 2.bölümü izledik 'Çöller'. galiba okyanustan daha çok etkilendim. İronikti bir an ve hepimiz sus pus kaldık. Mutfakla salon arasında çayı tazelemek için eşimle birbirimize topu atarken su bulabilmek umuduyla yüzlerce kilometre yürüyen insanları izledik:( İnsanın para, maddi şeyler uğruna birbirini öldürmesi nasıl da anlamsız geliyor onları izlerken. Veya taksit taksit alıp ödemeye çalıştıklarımız. Çöllerde birkaç hikayeden özellikle çok etkilendik. 10 yaşındaki Mamadou'nun ineklerini göle, suya kavuşturması gerekiyor. Hem kum fırtınası hem de fillerin saldırısından korunarak suya ulaşması gerekiyor. Fillerden önce yola koyulabilmek için çok erken uyanıyor ve sadece ineğinden sağdığı süt ile susuzluğunu ve açlığını gideriyor. Burası bizim için çok öğreticiydi. Masada önünde duran yiyecekleri yememek, sütünü içmemek için mızıklayan ida  için iyi ders oldu. Tuncel Kurtiz seslendirmede 'onun yaşındakiler okulun yolunu bulmıyor' derken sessizlikle onayladı İda:)

Ben en çok Tubu kadınlarının  o uçsuz bucaksız Sahra çölünde  su kuyusu aramalarından etkilendim. Hem yıldızları, hem kum tepelerini gözleyerek suyun bulunduğu yeri buluyor. Hissedebilme yetenekleri var ve su bulma kadınlara özgü bir yetenek. 
Buharlaşan Antogo Gölüne 2000 erkek aynı anda koşuyor ve balık avlıyor. Çöller Belgeselini izlerken dünya şeklindeki gece lambasını da yanına getirdi ve yerlerini buldu anlatılan her yeni öyküde:) Ankara ile uzaklıklarını da 'ooo bir karış, ooo beş parmak uzak bize' diye hayretle anlattı:) Kesinlikle izlenmesi gerekiyor. En çok şehirler bölümünü merak etsem de sıralamayı bozmadan gidelim biz.

Gelelim pazar gününün 2.bölümüne. 2 yıldır gitmeyi istediğim ama 'biletler tükendi' yazısından dolayı başaramadığım bir oyundu Kerbela. Bu sezon gösterimde değil oyun. Özel bir gösterim için biletler aldık. Tabi bu gösterim oyunun isminden de kaynaklı tamamına yakını Alevilerden oluşan bir grubaydı. Salon tıka basa doluydu. Oyuna İda da girdi. O kadar uzun bir oyun olmasına rağmen ilgiyle izledi. (bir ara kestirdi ya neyse) Sürekli olarak sorular sormak istese de 'çıkışta anlatacağım' dedim ve sormayı bıraktı. Oyun 'Turna Semahı' ile başlıyor. Vakti zamanında bu semahı öğrenmiştim.
Kardeş Türküler ekleyeyim keyifle dinleyin.

“Kerbela”, İslamiyetlin kuruluşunda var olan demokratik öğelerin yok edilmesine, Hilafet'in saltanatlaşıp Doğu'nun klasik devlet yapılanmasına (nemrutlaşmasına) ve şeriatın bu saltanat-devlet anlayışının resmi doktrini haline gelmesine, din kisvesi arkasında, inançların yerini çıkarların almasına duyulan tepkinin ve direnişin öyküsüdür. Diyor burada

-2009 - 2010 Sanat Kurumu - En İyi Kadın Oyuncu - Rengin Samurçay
-2009 - 2010 Sanat Kurumu Övgüye Değer Erkek Oyuncu - Erdinç Gülener
-2009 - 2010 Sanat Kurumu En İyi Işık Tasarım Ödülü - Yakup Çartık
-2009 - 2010 Sanat Kurumu En İyi Müzik - Tahsin İncirci
-2009 - 2010 1. Sadri Alışık Tiyatro Oyuncu Ödülü En İyi Yapım Yönetmeni- Ayşe Emel Mesci
-2009 - 2010 35. İsmet Küntay Tiyatro Ödülleri En İyi Oyun Yazarı - Ali Berktay
-2009 - 2010 35. İsmet Küntay Tiyatro Ödülleri En İyi Yapım - Kerbela
-2009 - 2010 35. İsmet Küntay Tiyatro Ödülleri En İyi Yönetmen - Ayşe Emel Mesci
-2009 - 2010 35. İsmet Küntay Tiyatro Ödülleri En İyi Müzik - Tahsin İncirci
-2009 - 2010 X. Lions Tiyatro Ödülleri En İyi Yapım - Kerbela
-2009 - 2010 X. Lions Tiyatro Ödülleri En İyi Işık Tasarımı- Yakup Çartık
-2010 Türkiye Yazarlar Birliği Ödülleri En İyi Yazar- Ali Berktay

Yukarıda belli oluyor zaten birçok ödülle de başarılı oldukları tescillenmiş. 'Ya Allah, Ya Muhammed, Ya Ali' denilen her sahnede salon inledi alkışlardan. İzleyici grubu böyle olunca epeyce provake olduk desem yalan olmaz:) (Dikkat sanatsal olmayan bakış açısı içerebilir)  Annem, teyzem, eşi, kızkardeşim ve eşi İda ben ve eşim birlikte gittik. 'Zulmü yapanlar kadar, o zülme karşı ses çıkarmayanlar da suçludur' denildiği an İda bile coşkuyla alkışladı:) 2. perde başladığında burun sesinden konsantre olmakta zorlandık. Herkes ağlıyordu hem de salya sümük. Haliyle ben de ağladım. Annem Muaviye'nin göründüğü her sahnede yığınla laf etti.Annem yaşındaki tüm kadınlar da aynı durumdaydı.
Kostümler, dekor, özellikle de ışık inanılmazdı. Kareografi ve müzikler çok güzeldi. Oyun bittiğinde oyuncular tek tek selam verirken Muaviye ve Yezid rolündeki oyuncuları göstererek 'şunları alkışlama' dedi annem:)) Annemi ikna edemedim 'İyi oynayan oyuncular' olduklarına:) Hz. Hüseyin rolündeki oyuncuda dakikalarca ve hüngür hüngür ağlayarak alkışlar tutuldu. Salondan çıkarken ayrılıyorduk teyzem kız kardeşimin eşini öpmeyi unutunca Kürşat 'Amma kaptırmış kendini beni öpmüyor görüyor musunuz' dedi. (Kürşat Sünni) Eşim Muaviye ve Yezid rolündeki oyuncuların hayatından endişe ederken İda noktayı koydu:) 'Çölde ölenler kimdi?' 'Ölenler benim atalarım susuz bırakıp öldürenler de babanın ataları' dedim:) Şaka bir yana İda ile bunu konuşmuştuk önceden. Eşim 'ben Sünni de değilim Alevi de insanım' dedi bana kapak oldu:) 'bak oğlum tarih boyunca öğretmişiz insan sevgisini'dedim güldük ve kapattık:) Biz böyle bir aileyiz işte sülalede neredeyse ilk olarak Alevi olmayan biriyle evlenerek kuralı bozdum şimdi ardımdan gelen epeyce genç kız var:)

Nasıl bir aile ortamıysa düşünün kahvaltıda belgesel,öğle yemeğinde tiyatro:) Akşam opera... Pehh

Önemli: Kerbela Şubat ayı içerisinde 1 defa oynayacak 28 Şubat Ankara için buradan Bir Delinin Hatıra Defteri İçin burada
Uzun oldu biraz. Görseller internetten.