Yarı kapalı pancurların arasından ancak bir ışık çizgisi sızan bir oda.
Bir ışık demeti, büzülmüş parmaklarıyla, kürkten bir yorganı tırmalayan bir kadın elini çıkarıyor. Işık bir nişan halkasının altınını parıldatıyor ve kolun yukarısına doğru kayarak Eve Charlier'nin yüzünü aydınlatıyor. Gözleri kapalı, burun delikleri küçülmüş, acı çekiyor olmalı, durmadan kımıldıyor ve inliyor.
Bir kapı açıldı, kapının aralığında bir adam göründü. Şık, siyah saçları, güzel koyu gözleri, Amerikanvari bıyıkları olan otuzbeş yaşlarında bir adam. Andre Charlier bu. Karısına dikkatle bakıyor, fakat bakışındaki dikkat soğuk, sevgisiz.
İçeri girdi, kapıyı yavaşça kapattı, sessiz adımlarla ilerleyerek Eve'e yaklaştı. Kadın onun girdiğini işitmemişti. Yatağına uzanmış olan Eve, geceliğinin üstüne çok şık bir de robdöşambr giymişti. Kürkten bir yorgan bacaklarını örtüyordu.
Andre Charlier bir an, yüzünde çektiği acı okunan karısını seyretti, sonra eğilip seslendi:
- Eve!...Eve!..
Eve gözünü açmadı, büzülmüş yanaklarıyla uykuya dalmıştı.
Andre doğruldu ve başını, üzerinde bir su bardağı bulunan masaya çevirdi. Cebinden küçük bir şişe çıkardı, şişeyi bardağa yaklaştırdı, ağır ağır birkaç damla akıttı içine.
O sırada Eve, başını oynatınca Andre, şişeyi hızla cebine koydu; sert ve keskin bir gözle, uyuyan karısına bakmaya başladı.
***
Yukarıda yer verdiğim alıntı gibi kısa kısa sahnelerden oluşuyor kitap. Senaryo gibi ölüm sonrası tanışan ve birbirlerine aşık olan iki ayrı sınıftan bir çifte, 24 saat süreyle tam uyum içerisinde, sevgilerini her şeyden üstün tutarak sevişmeleri koşuluyla, dünyaya dönme izni veriliyor. Başaramazlarsa ölüler dünyasına geri gidecekler. Başarıp başaramadıklarını söylememiş olayım ben. Ölümü işleyişindeki anlatıma bayıldım doğrusu.
Jean Paul Sarter
Varlık Yayınları
'İnsan daima çok erken ölür, ya da çok geç'
