Sayfalar

Frida Kahlo etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Frida Kahlo etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4.12.2013

'İfade etmek, kurtulmanın başlangıcıdır.' (Frida II)


Birkaç gün önce 2. bölümü yazayım demiştim. Fotoğrafını ekleyeyim derken görmediğim bir yazıya rastladım. Kitabın geri kalanından çizdiğim yerleri yazabildiğimce yazmak istiyorum ama sağ elimi çok kullanamıyorum yine.

' Sen yoksun artık ve yitimine yaklaşan, parçalanan kendi bedenim. Hiçbir umuda yer yok artık'
'Ayrımsız, her şeyi yitiriyorum. Hiçliğe gidiyorum.' (sayfa 170)

'Çıldırtıcı bir keder. Artık seni yaralı bir giz gibi içimde taşıyorum. Çevreme bakıyorum. Sessizlik yutuyor beni, eşyalar siliniyor, bacaklarım halsiz. Hiçbir mihenk taşı yok, hiçbir mekan yok. Ben işte bu dağınık maddeyim ve içim sessizlik dolu' (sayfa 171)


'Şeyleri, yaşamı, insanları çok seviyorum. İnsanların ölmesini istemiyorum. Ölümden korkmuyorum fakat yaşamak istiyorum. Ama acıya gelince, hayır, acıya dayanamıyorum' (sayfa 172)

'Hayatta bazı şeylerin sorgulanması gereklidir. İnsan kendini o şeylere göre belirler, sonra bir bakar ki ilerliyor.' (sayfa 204)
'Sevildim...sevildim...sevildim. Yine de yeterince değil, zira insan asla yeterince sevemez, bir ömür buna yetmez.'(sayfa 246)
'Bence insan çoğuldur: Erkekler kadınsallığın izlerini taşır, kadınlardaysa bir erkek öğesi vardır. Ve her ikisi birden içlerinde çocuk öğesini taşırlar.' (sayfa 247)
'İfade etmek, kurtulmanın başlangıcıdır.' (sayfa 262)
'Çıkış yolunun güzel olacağını ve asla geri dönmeyeceğimi umarım' (sayfa 301)

Daha fazla ekleme yapamayacağım sanırım. Atlayarak yazdım. Vaktiniz ve O'na ilginiz varsa alın ve okuyun demekle yetineyim.(geç oldu ama)  

Picasso Diego'ya yazdığı bir mektupta Frida için şunları söylemiş; 'Ne sen ne Derain, ne de ben, Frida Kahlo gibi yüzler çizmeyi bilmiyoruz'

Şuradaki (tık) yazıyı da beğeneceksiniz.



1.12.2013

'Kırgınım denemez, bir parçalanma yaşıyorum' Frida (I)

 3.defa tekrar ediyor olacak eski yazılarımda, kadınlarla ilgili karalamalarımda isimi sıkça geçen (sıkça değil hep geçen) 3 kadın var. Simone, Frida, Rosa. Ben bu üç kadına diyecek söz bulamıyorum.
Yandaki kitap biraz evvel bitti. Uzun zamandır aklımda ama üst üste sıraladıklarım arasında sıra gelemeyenlerden biriydi. Leyla Erbil ile aynı gün istemiştim İdefix'ten. Ertelediğim kadar varmış. O kadar yoğun ki hislerim şuan bu saatte nasıl anlatırım bilmiyorum. Ama istiyorum ki onu hiç tanımamış biri öylesine gelip geçiyorken burada rastlayıp tanısa ve okusa. Yani özetle hislerimi anlatabilmeyi becerip onu tanıma vesilesi olsam 1 kişiye bile onur duyarım. Ertelediğim kadar varmış derken sebebim canımın yanmasıdır.
FMF atakları sırasında (hatta birinde burada da yazdım) bu acıyı dindirmenin yolu yok olmaksa ölsem ve bitse dediğim anlar oldu. Ve ne zaman böyle desem aklıma acıya dair söyledikleri geldi.
Biliyorum çoktur yaşamda benzer örnekler ama Frida'yı çok iyi anlıyorum desem küstahlık etmiş olur muyum? Orta okuldaydım (tıpkı onun o feci kazayı geçirdiği yaşta) yürüyerek giderken hastaneye 'çıkarken ayakkabı almaya gidecek miyiz Samanpazarı'na ' demiştim babama. 'Gideriz' demişti. Neredeyse ortasında kaldığım koca bir masada ayaklarımdan, ellerimden bağlanmış yatarken 'ayakkabıları' düşündüğümü hatırlıyorum. (Bugün bile fiziksel acı kısa sürsün diye eğlenceli hedefler koymayı deniyorum) Sonrası haftalar süren tek başına yetememeyle doluydu. Sadece yatıyordum. Gözümü hareket ettirdiğimde bile canım yanıyordu. Yüksek sesle ağladığım, kimseye göstermeden ağladığım saatler ve bir daha yürüyememe korkusu. Babam hep az konuşuyordu. Sanki konuşursa bir sırrı ortaya dökülecekmiş gibi az konuşuyordu. O az konuştukça daha çok soru soruyordu annem. Ben de bekliyordum. 'görümcem bir daha yürüyemedi o iğneden sonra' diyenleri duymamış gibi yaparak. 'Ya iyileşiyor ya belden aşağısı felçli' kalıyormuş insanlar. Her odası salona açılan bir evde duymamış gibi yaparak.
Şimdi tüm bu anılar yüklendi üzerime ve bir de Frida'nın acısı. Neredeyse her yanım ağrıyor. sabaha gülümserim okursam ama ne geçiyorsa aklımdan sadece aktarıyorum buraya şuan ve böyle olduğum anlar nadirdir. Bilinç yitimine karışmış tıka basa bilinç durumu. Bir yandan da ağlıyorum. 'Nerden getirdin be kadın aklıma' diyorum. Yastık koyarsam diner mi diye düşünürken o yastığa yer açarken duyulan acıyı hissederek.
'Bedenim bitkin, ve bundan kaçmam mümkün değil. Tıpkı hayvanlar gibi kendi ölümümün gelip de yaşamımın ta içine yerleşmeye başladığını duyumsuyorum; bu öylesine güçlü bir duygu ki; tüm mücadele olanağımı yok ediyor. Herkes benim mücadele etmeme öyle alıştı ki, kimse inanmıyor bana. Yanılmış olabileceğimi düşünmeye cesaretim yok artık, bu tür parlak fikirler git gide daha az geliyor aklıma.
Bedenim beni bırakacak. Oysa ben hep o bedenin kurbanı olmuşumdur; biraz asi de olsa bir kurban işte. Biliyorum, aslında birbirimizi yok edeceğiz, böylece mücadele sonunda ortaya hiçbir galip çıkmayacak. Düşüncenin, sırf hasar görmemiş olmasından ötürü, tenden oluşan öteki maddeden kopabileceğini düşünmek ne boş ve sürekli bir yanılsama.' (sayfa 1)
Kimse farkına varmıyor. İyi olmayı denemekten daha çok öyle görünmeye çalışmanın zorluğunu. Yanı başımda karşılıklı konuşuyor gibiyiz onunla. O bambaşka bir coğrafyadan, hiç bilmediğim bir dilde çok iyi bildiğim bir şeyi tarifliyor gibi..
Her satırında hem de.
'Ben bir devrimle doğdum. Duyduk duymadık demeyin. Gün ışığını görünceye dek isyanın coşkusuyla dolup, böyle bir ateşin ortasında doğdum ben. Gün kavurucuydu ve o gün tüm yaşamım boyunca beni sarıp sarmaladı.'
Bir an omuz başından tutup sarsıyor ve 'heyy gülümsee' diye sesleniyor.
'Bu, bitmek bilmez bir can çekişmeden ibaret olan yaşamımla ilgili olarak şunu söyleyebilirim: Ben uçmak isteyip de uçamayan bir kuş gibiydim. .
....Kanatları uçmasına değil, yalnızca yürümesi için biraz destek almasına yarayan, yere düşmüş bir kuştan hüzünlü bir görüntü olamaz' (sayfa 26)
've yaşam, sanki hiçbir şey olmamış gibi yeniden başlardı' (sayfa 32)
Bu bir kitap tanıtım yazısı değil. Zaten beceremiyorum o yazıları. Birinin acıyan yerlerinden öpmek deseniz daha doğru olur. Usulca.
'Oysa gerçek güçlülük, güçsüzlük maskesi taşır; bir rahatlık, neredeyse bir lükstür bu' (sayfa 57)
'Sık sık; uçmak için kanatlarım varken niye yürümek için ayaklar isteyeyim ki? demiş hatta bunu yazmışımdır. İşte, umutsuzluğun kardeşi bir yanılgı. Artık ne kanadım ne de ayaklarım var' (sayfa 88)
ve sanırım yıllardır dilimden düşmeyen en önemli sözü;
'Başıma gelen en iyi şey, acı çekmeye alışmaya başlamam' (sayfa 90)
'ne denli acı çektiğimi düşünemezsin. Her sancıyla birlikte gözlerimden yaşlar boşanıyor' derken bile güçlü. İçinde koskaca bir aşk büyütüyor. Alejandro'ya olan aşkını. Mektuplarında sağlık durumu ile ilgili bilgiler verirken canının ne çok yandığından söz ediyor ve bazı mektuplarında acıya katlanma gerekçesi oluyor aşkı.
'Tam kendine bakmaktan bıktığını sandığı bir anda, insan karşısındaki görüntünün kendisi olmadığını görür' (sayfa 103)
Resme başlamasını şöyle anlatıyor; 've aslında pek de önem vermeksizin, resim yapmaya başladım'
'İnancımı yitirdiğimde gök yeniden aydınlanıyor, her şeyin mümkün olduğunu düşündüğümde, ufuk feci bir fırtına gelecekmiş gibi kararıyordu. Işıktan kurşun ağırlığına, kurşun ağırlığından ışığa gidip geliyordum. Tam bir dengesizlik içindeydim, ya da belki de asıl denge buydu.' (sayfa 114)
En umutsuz, en çok ağladığı anların ardından öylesine çabuk yeniden toparlanıyor ki bir daha hayran oldum sana be kadın dedim satır satır.
'Her neyse, insan yine de biraz kendine rağmen bile olsa, düş kurmaya devam ediyor, bu cankurtaran simidini de düşsel kaçışı yakalıyor. Boğulmak üzeresiniz ama suyun yüzünde bir şey parıldıyor, sizi su üstünde tutuyor. (sayfa 115)
'Uzaklık herşeyi hayali kılıyor....Evet...yo, hayır...Bir şey ne denli uzaklaşırsa, aynı zamanda artık yalnızca kendisine, kendi dünyasına ait olduğundan, o denli de yakınlaşıyor.' (sayfa 116)
'Tıpkı, eskimiş, artık size ait olmayan bir şeyden sıyrılırmışçasına içimdeki endişenin uçup gittiğini fark ettim.' (sayfa 168)
Daha kitabın yarısındaki alıntılardayım. Ama oturamıyorum. İsterdim fosforlu kalemlerle önem derecesine göre renk vere vere çizdiğim satırları aktarmayı. Bir dahaki yazıda devamı olsun.
Bebeğini kaybetmesi ardından yazdıkları inanılmaz etkileyici. O kadar çok ki çizdiğim mektubu Alejandro'ya olan satırlarından alıntıladım ama elbette son ekledim yerlerde artık hayatında Diego var.