Tokyo’nun varlıklı bir mahallesinde, sıradan ve sorunsuz gibi gözüken bir hayat süren Hajime, orta yaşlara geldiğinde yaşamını sorgulamaya başlar. Hayatı boyunca sahip olduklarından daha fazlasını istememiştir. Savaş sonrası yıllarda şansı yüzüne gülmüş, iyi bir evlilik yapmış ve iki kız çocuk sahibi olmuştur.
Şehirde iki caz kulübünün sahibi olarak kıskanılacak bir kariyeri vardır. Yine de, hayatı ve kariyeriyle ilgili, rahatsız edici, sinsi bir yetersizlik duygusuna kapılmaktan kendini alamaz. İlk gençliğinde âşık olduğu, akıllı, ancak tuhaf bir yalnızlık duygusu uyandıran güzel Şimamoto’nun anısı, kalbini gölgelemektedir.
Yağmurlu bir gecede, eskisinden çok daha güzel ve etkileyici görünen Şimamoto’nun tekrar karşısına çıkmasıyla, hayatı çok daha karmaşık bir hale gelir.
“İnsanın, kaderi ve maddi dünya arasındaki gelgitlerini anlatan ve okuru kıskıvrak yakalayan bir eser. Akıllardan çıkmayacak.”
Sabah başlamıştım ve biraz önce bitirdim. Çok da etkilendiğimi söylemem lazım. Kahramanın daha önceki (belki de sıralama olarak sonraki ama okuma sırama göre ilk) İmkansız'ın Şarkısı'ndaki kahramanla benzerliği yazarın tarzı hakkında kafanızda birçok şeyin oturmasına neden oluyor. Altını çizerek okumak istediğinizde kitabın genelini mi çizsem acaba dediğiniz an geliyor. 'O zamanlar bilmiyordum. Birini tekrar düzelemeyecek kadar kırabileceğimi. İnsan, sadece var olarak diğer bir insanda dönüşü olmayan yaralar açabiliyordu'
'İnsanlar bir bir kayıplara karışıyor. Bazı şeyler bıçakla kesilmiş gibi ortadan kayboluyor. Kalanlar yavaşça sisin içinde yok oluyor. Geriye sadece bir çöl kalıyor' sadece iki örnek vermiş olayım. Kitapta sıkça adı geçen Star Crossed Lovers adlı şarkı da kitabı bırakıp dinlemeyi arzulatıyor. Kitap bitene kadar dinlemedim. Kapattığım an aklıma ilk olarak şarkıyı dinlemek geldi ve hem şarkıdan hem kitaptan inanılmaz keyif aldım. Öneririm. Sırada yine Murakami olacak. Panait Istrati'nin kısa bir kitabından sonra.

