'Tanrı şahidim olsun, başka hiçbir çift böyle bir görev üstlenmemiştir:birbirlerinden birer insan yaratmak'
Aslında uzun zaman oldu. Sözünü ettim (burada) sonra da aldım kitabı. Gece bitmişse belki de o an bahsetmeli. İnsanın içinde eskiyince cümleler demek istediklerini diyemiyormuş gibi oluyor. Mektup benim için her zaman başka bir yerde. Bu defa garip bir şekilde yazan değil de yazdıranı (aslında o da yazan) merak ettim. Tabi yazan Rosa Luxemburg olunca sadece mektuplarıyla değil başka yönleri ile de değerlendirmiş olmak ya da siyasi kişiliği ile özel yaşantısını aynı anda birleştirmek çok hoş. Vakit bulamadım bitirdiğim an aktarmak isterdim. Ne çok mektubun kenarına işaretler yaptım ve ne çok satırın altını çizdim yine.
Rosa Luxemburg, Leo Jogiches aşkı var bu mektuplarda. Belki de aşktan çok bir kadının inandığı şeyler uğruna verdiği mücadele içerisinde ayakta tutmaya çalıştığı, şekil verdiği bir adam. Bazı mektuplarda acımasızca kullanıyor kelimeleri ve 'Senin R.' diye bitiriveriyor. Rosa Luxemburg benim için çok eskidir. Belki sadece bu satırları yeni. Gücüne, iradesine hayranlık duyduğum kadınlardan. Aşkta (en azından mektuplarda) inanılmaz keskin görünüyor. Bazen bir kadının duygusallığı bazen cinsiyetsiz sadece bir militan. Bazen kızarak okudum diyebilirim.
17 yaşındayken 'Benim idealim, kişinin herkesi vicdanı rahatsız olmadan sevebileceği bir toplum düzeni. Bu idealin peşinden koşarken, bu ideali savunurken, belki nefret etmeyi bile öğrenebilirim' diye yazmış.
Leo Jogiches ile aşklarında garip bir uyumsuzluk var. En azından kanıt bu mektuplarsa bu çok net görünüyor diyebilirim.
Bir yerde 'Onun mutlu ya da mutsuz oluşunun sorumluluğunu taşımak istemiyor, ama onu salıp koyvermek de istemiyordu. Luxemburg mutsuzsa Jogiches suçlu hissediyordu kendini; Luxemburg mutluysa aldatılmış' diye belirtilmiş.
Bazı mektuplarından altını çizdiğim yerleri (elbette birkaç tane) not edeyim. Eminim seveceksiniz.
'İşte yine başladık! Ne dersin! Ayrılmadan önce bana bütün söylediklerine rağmen, o eski türküyü çağırmadan edemiyorum. Kişisel mutluluktan dem vuruyorum yine. Evet lanet olası bir özlem duyuyorum mutluluğa ve kendi payıma düşen gündelik tayını koparabilmek için bir eşek inadıyla direneceğim. Ama bazen bu direnci de yitriyorum. Duyduğum istek mutluluğun cam gibi berrak, daha doğrusu, mezar gibi karanlık olanaksızlığı karşısında yok olup gidiyor. Sevinçsiz mutluluk olmaz, ya da belki, bizim yaşamımız, yani ilişkimiz sevinçten yoksun, kasvetli. Yaşamın kişiye bir daha bırakmamacasına el koyabileceğini anlamaya başladım, anlaşılan şimdi benim biricik görevim, seçimleri düşünmek, sonra da seçimlerden sonra olacakları. Kendimi menopoz belirtileriyle uğraşan kırkında bir kadın gibi görmeye başladım. Oysa ikimizin yaşını toplasan altmış etmez.'
'Kendim hakkında yazacağım pek bir şey yok aslında. Daha önce yazdıklarımı tekrarlamak isterdim ama sen yine yanlış anlarsın, üzülürsün. 'İçim buz gibi ve sakin' kişisel sana ilişkin olduğunu sanmışsın, oysa ben kendi halimden yakınıyordum hala da sürüyor. Öldürücü bir duyarsızlık bu, bir otomat gibi davranıyor ve düşünüyorum, hareketleri yapan ben değilmişim, bir başkasıymış gibi. nedir bu? anlat bana. Neyin eksik diye soruyorsun. YAŞAM, eksik olan bu işte! İçimde bir şeyler öldü gibi. Korku acı, yalnızlık duymuyorum. Bir cesetim ben'
'kendimi tutamadım ve ağladım. Çok şükür, gören olmadı (bunu okurken nasıl huzursuz olduğunu görür gibiyim) Kendim hakkında yazışım bencilliğimden değil, yalnızca yazdığın o basit sözcükleri (artık kimsem kalmadı) anladığımı göstermeye çalışıyorum'
Bir mektubunda ise;
' Ruhum kan ağlıyor ve senden nefret ediyorum. Seni öldürebilirim' diyor.
Daha fazla aktarmayayım. Bazı mektuplarda Clara Zetkin'den de söz ediyor. O kadar isterdim ki Jogiches'in de Rosa'ya yazdıklarını okumayı.
Sevgiliye Mektuplar
Agora Kitaplığı
223 sayfa.
ve müzik
ve müzik

