Sayfalar

Elias Canetti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Elias Canetti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3.01.2011

Pazar...

Tık yapınca büyüyor resimler:)
Pazar bizim aile saadetini doruklara çıkartabildiğimiz tek gün:) Baba oğul bana hiç değmeden bütün günü birlikte geçirebilirler. Bu hafta babamızın sınavları var o nedenle biz ona değmeden neler yapabiliriz dedik. Hem gürültü yapmamamız gerekiyordu hem de yorgundum ve canım istemiyordu evle uğraşmayı. Kahvaltı ardından eşim ders çalışmak için odasına kapandı İda ile ikimiz de kitaplarımızı alıp uzandık:) Gerçiİda arada bir ters dönüyordu ama yine de oturabilme rekoru kırdı:)
Dün gece başlamıştım Elias Canetti'nin Ölüm Üzerine adlı kitabına. Akşam üzeri bitirdim. Başta şunu söyleyim bu kitapla ilgili hiç de öyle yatarken okunacak türde değil.
2011 de okuduklarımı bir yere not edeceğim. Neolitik Hanımdı galiba blogunda söz etmişti kitap ajandası oluşturmaktan çok beğendim bu fikri. Bu kadar unutkan değildim. Proteinsiz daha doğrusu az protein ile besleniyor olmaktan mı hayattan mı bilmiyorum bir kitap hakkında ilk günlerde sohbet etmezsem bir daha edemeyecek kadar unutmuş oluyorum.
Kitap ölüm üzerine aforizmalardan oluşuyor. Ölümün bir son söz olduğunu kabullenemeyişle birlikte, her ölümün erken ölüm olduğunu düşünüyor. Yaşıyorken kişiliklerimiz olduğunu, ölümün bunu ortadan kaldırıp kaldırmadığını sorguluyor.
En çok beğendiğim, altını çizdiğim sorgulamalarından birkaçı;
'Daha çok sevmek mümkün olsa? Bir ölüyü daha çok sevgiyle hayata döndürmek? Şimdiye kadar hiç kimse yeterince sevmedi mi?'
'Solon, oğlunun ölümüne ağlarken biri ona; Bununla eline bir şey geçmez dediğinde cevabı şu olmuş: Asıl buna, elime bir şey geçmeyeceğine ağlıyorum.'
'Çok kolay ölünüyor. Aslında çok daha güç ölmeliydi insan'
'İnsanın kendi ölümünü tasavvur etmesi imkansızdır. Gerçekdışı görünür bu. En gerçekdışı olandır. Buna ne diye direnme adını koydun? Bu sadece bir deneyim eksikliği'
'Ben hiçbir şeye alışamadım, hiçbir şeye, ve en az alıştığım da ölüm oldu.'
'Ölümle akıllanmak için insanın kaç kere yaşaması gerekir acaba'
'Ölmek zorunda olduğuma hala inanamıyorum, ama bunu biliyorum'
Genel olarak kitabın tamamı bana göre altı çizilecek türden sorgulamalarla dolu. Ben beğendim kitabı. 7 yaşındayken babasını kaybetmesi ile başlayan sorgulamalarla dolu. Daha önce Kulakmisafirini de çok beğenmiştim bu kitabını da çok beğendim.
İda ise Andersen Masalları nı okuyor:) Bugün 38 sayfa okudu. öğretmenin verdiği bulmacalar kitabını da bitirdi sayılır. Yatmaya giderken hala mızmızlanıyordu babası kitap da alma yanına bugün mp3 de alma koyun say oğlumdedi. Önceki gün de 258 tane saymıştım saydıkça çoğalıyorlar dedi ve kızıp gitti:))
Gelelim 2.bölümüne pazarımızın. Emine Beder, Oktay Usta arası bişeye dönüştüm akşam üzeri:)) Ne yesek ne yesek diye düşünürken ve her pazartesi zaten beslenme çantasında hamur işi olması gerektiğinden paskalya yaptım. İda babasını rahatsız etmesin diye ona da görev verdim bilgisayardan bana tarifler bul her pazar yapalım dedim:) Kalburabastı epeydir aklımda anneciğim bana kalburabastı tarifi bul dedim buldu ve açtığı an 'off anne ne kadar güzelmiş' dedi yaparsam yer misin dedim 'evet' dedi onu da yaptım. Kalburabastı ilkti benim için ebatları biraz irice olmuştu ama tadı süperdi. Anneme de götürdüm annem yine hislendi:)) Bakmayın tembel ve beceriksizmiş gibi durduğuma yaparım. Bundan sonra hem yapar hem çekerim :)

2.06.2010

Buruğum Belki de Suçlu!

'İnsan ne söylerse söylesin farketmez. Önemli olan sözcüklerin saf, katışıksız söylenmesidir. En güvenli yol,katışıksız sözcüklerle hiçbir şey söylememekle yetinmektir' Elias Canetti...
Alıntı bugün okuduğum kitabın altını çizdiğim bölümlerinden. Dün'e ait fotoğrafları tamamladı içimde. Aslında belki de tamamlanmış bir resmi çerçeveleyip astırdı duvarıma.
Dün; Yanlış zamanda yanlış yerde bulunmak gibi bir talihsizliğim var. Belki de yanlış demek bile yanlış ama zihnimden söküp atamadığım şeyler birikiyor. Hastane bekleme salonu sağı solu bomboş koltukları araştırıyor gözlerim ne birinin orada bulunma nedenini dinleyecek durumdayım ne de sorulan sorulara yanıt vermek istiyorum. Kitabımı açıp okumaya çalışırken televizyonun sesi gittikçe yükseliyor. kafamı kaldırıp tam karşımda elinde kumanda oturan adamı görüyorum. 'Sesini birazcık ....' diye başlayan cümle kurmaya hazırlandığım an kucağındaki çocuğa takılıyor gözüm. Gözbebekleri kaymış, saçları kazınmış, elleri ayakları sarkık duran 4-5 yaşlarında bir kız. hem zihinsel hem de fiziksel özürlü. (Aslında ne çok zihinsel özürlü ile birlikte geçiyor günler...iç sesim)
Sonra dönemiyorum kitabıma aklımda İda, doğduğu gün, yürüdüğü, konuştuğu gün. Sonra yine karşımda duymayan, görmeyen, yürüyemeyen, konuşamayan bir çocuk. Tuhaf bir utanca bürünüyorum. Bu kıyas neden aklıma geldi ki diye. Adam sesi açıyor sürekli ama televizyona bakmıyor. Bana bakıyor. Bakışlarımı kaçırdıkça bana bakıyor. O baktıkça utancım katlanıyor.