Bu filmi izlemeyi 1 yıldır erteliyordum. Konusunu da bildiğimden ve hatta kendimi de tanıdığımdan uygun zaman değilmiş gibi geldi her defasında. Aslında yine değildi. Pazar günü eşim açmış sesi biliyor ki kayıtsız kalamam izlemeye başladı. İzleyelim dedim.
Film tanıtımı, kitap tanıtımı yazma konusunda özel bir yeteneksizliğe sahibim. Hatta film izleme konusunda da iyi olmadığımı biliyorum. Biraz da geriden takip ediyorum.
'Afrikalı iki genç adam... Biri paralı asker olarak orduda görev yapan Danny Archer, diğeri ise yıllar evvel evinden koparılarak elmas madenlerinde çalışmaya zorlanmış Solomon Vandy... Ortak bir coğrafyaya ait olsalar da, birbirlerinden oldukça farklı geçmişlere sahip bu iki gencin yolları, varlığı ile herkesi büyüleyen bir elmas nedeni ile kesişiverir. Çok değerli bu elmasın peşinden Amerikalı gazeteci Maddy Bowen’le çıktıkları yolculuk, Solomon için koparıldığı ailesine yeniden ulaşabilme, Danny için ise hayata ikinci bir başlangıç şansı demektir. '
Filmi başından sonuna kadar ağlayarak izledim. Oğlumun uzakta olmasının da etkisiyle olsa gerek anne-baba-çocuk mücadele, özlem öyle fena hissettirdi ki kendimi.
Değerli taşları sevmem ben. Kehribar, ametist (aklıma ilk gelenler bunlar) değerli taşlardandır kuşkusuz onlardan söz etmiyorum. Filmi izlerken bir babanın çocuklarına kavuşmak için umursamadığı değerli elmas bu duygumu iyice besledi. Sevmiyorum uğruna kan akıtılan 'değerli' şeyleri.
Bulduğum her fırsatta kendimi buraya atıyorum. Zaman zaman oluyor bu haller. Yazmam lazım yazmam lazım rahatlamam lazım diye geziniyorum. insanlardan köşe bucak kaçıyorum. Aslında belki de onlar benden kaçıyor bilmiyorum.
Uzun zamandır varlığını unutmuştum. Eskiye oranla azaldı. Ama bugün 'heyy unuttun mu sen beni' der gibi saplandı ağrı. Biliyorum gel gitlerimde atakların da etkisi var. Hatta sıcaktan bunalmamda da. Ben hep üşürdüm.
İşte böyle.
Kapitalizme bir kez daha lanet ediyorum. Hastalıkla ilgisi yok. Filmle ilgisi var.
Ben gidiyorum.
Çok uzun bir aradan sonra gelen atağı bertaraf etmeye.

