Sayfalar

İda etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İda etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14.01.2015

Okumayalım mı?



Evde en sevdiğim köşeyi Zeytine kaptırdım. Pencerenin önünde keyif veren bir koltuğum vardı kemirmesin diye ücra bir köşeye yerleştirdik. 
2015 iyi başlamadı. Yılın son günü hastanede kalan oğlum biraz korkuttu. Çok önemli bir şey değildi ama yine de hırpalandı.
İda ve Zeytin'i şu yukarıdaki halde gördükçe yorgunluğuma değdiğini düşünüyorum. Evde yetişmek için çabaladığı köşeler bazen gülümsetiyor bazen de kızdırıyor. Kıyafet değişimi yapmak, sabah giyinmek neredeyse mümkün değil. Çorabın tekini kapıp gidiyor onu kurtarıyorsun terlik gidiyor vs. Veteriner kontrolü vardı çok sağlıklı ve mutlu bir bebiş dedi. Tartışmasız İda'nın rolü var mutluluğunda ama sağlığı için kendime pay çıkartmasam olmaz. Zeytin başka hayvanları fark etmemizi sağladı. En azından benim için böyle oldu. Sokaktaki köpek ve kediler çok vahim halde. Elimizden geldiğince yardım etmeye çalışıyoruz. Aslında tuhaf bir cümle yardım etmek. Tek derdi yaşamak olan canlılara destek olmak mı demeli bilemedim ?
2015 mini mini bir de bebiş getirdi şimdilik en iyisi bu. Kız kardeşimin ikinci çocuğu doğdu. Yani bir kez daha teyze oldum.
Meleğimiz geldi. Melek doğunca anladım bebek kokusunu ne çok özlediğimi. 
Bu blogu yazmaya başladığımdan beri İda'nın okul sorunu vardı bahsettim ara ara. Psikolog, MEB Rehberlik Araştırma ardından da dün Ank.Üni.Çocuk Psikiyatri bölümüne gittik. Sorun şu (okula ve öğretmenlere göre) çok fazla kıpır kıpır, çok fazla konuşuyor, alakalı alakasız söze giriyor, dersi kaynatıyor. Öğretmenlerin robot gibi çocuklar istemeleri bir yana -eğitimci arkadaşlar kızabilir- aile olarak da fazlasıyla yıpratıcı bir durum bu. Eğitim sistemi tamamiyle aynı seviyedeki çocuklara göre olduğundan o seviyenin altı ve üzerindekilerde topyekün bir çuvallama yaşadığından biraz da aileleri yıpratalım diye düşünüyor olmalılar okula çağrılıyoruz sık sık. Sürekli bir mahçup olma hali, alttan alma hali ile gidiyorduk okula. En son  bir ders öğretmenimizin 'o kadar saçma sorular soruyor ki herkesin dikkati dağılıyor' demesi ardından ciddi manada canım sıkıldı. Aynı öğretmen dün yine benzer bir şey denedi ama izin vermedim. 'Nasıl saçma, saçmanın derecesi ne' dedim örneğin ; 'yazarlar kitap yazarken kolları ağrımıyor mu, Dostinoski erkek mi kadın mı?' 'tüm sınıf gülmeye başladı 3 gün dostinoski diye diye güldüler' dedi. '11 yaşında bir çocuğun Dostoyevski'den söz etmesi (adını diyemese de) gerçekten saçma Ankaralı Turgut duruken' dedim. 'Ne alakası var kaynatıyor' dedi. Sınıfta yanında oturamam tek kaynatan İda mı ceza verin bir şey yapın kaynatmasını engelleyin' dedim. Dedim demesine de hemen her ders öğretmeni kıpırdaklığından şikayetçi olduğundan Rehberlik servisindeki öğretmenlerin de tavsiyesi ile Çocuk Psikiyatriye de gittik. Dikkat dağınıklığı, hiperaktivite düşündürüyor dediler. Onlarca sayfalık sorularla (hem öğretmenlerin hem bizim yanıtlayacağımız) eve döndük. Doktorun  'neden burada olduğun hakkında fikrin var mı' sorusu üzerine İda 'çok konuşup dersi kaynatıyormuşum' yanıtını verdi. 'Sence de öyle mi' dedi dr. 'Yoooo' dedi kaykık kaykık. Zaten sonra yalnız görüştüler.
Dostinoski olayını bize anlatmıştı. 'kimse bilmiyor baba, tanımıyorlar' diye. kendisi çok tanırmış gibi :) İşte böyle. Şubat sonu tekrar gideceğiz doktora. Biliyorum herkes için çocuğu çok özeldir, kıymetlidir. İda da bizim için öyle. Ama ne yalan söyleyim bazen çok yoruluyorum. Bazı günler (okula gitmişsek) ağlıyorum, üzülüyorum. Kasti olarak bir şey öğretmiyoruz biz ona. Tesla dan söz eden, (babasının kitabını elinden düşürmezdi bir ara) kül kedisi masalında ayakkabının da sebzeye dönüşmüş olması gerektiğini söyleyen (kreşte başlamış kaynatmaya dersi), kendine has hobileri olan bir çocuk işte. Yaşıtları gibi. Biraz daha sabır çok mu zor acaba?

2.12.2013

Oğlum'a


Bugün seni çok özledim. Kayıtlı tüm resimlerine tek tek baktım. Suçlulukla, özlemle baktım. Kendime kızarak baktım. Doğduğun günden beri endişeliydim ama bugün korktum. Artık 'nasıl biri olacak acaba' kadar basit bir soruyu bile sormuyorum kendime. sadece korkuyorum. Gelecekten korkuyorum. Mahkumlarına ilaç veren bir ülkede, oğulların, evlatların öldürüldüğü bir ülkede sadece aracını solladı diye kurşunlananların olduğu bir ülkede yaşamak zorunda olduğun için korkuyorum. 'öldürmeye gittik üzülecek miyiz' cümlesini 'bir ekmek bir de süt alayım' kadar kolay telaffuz edenlerin olduğu bir ülkede yaşamak zorunda olduğun için korkuyorum. Gözaltında tecavüze uğrayanların olduğu bir ülkede yaşamak zorunda olduğun için korkuyorum.
'Annee canım çok acıyor' demiştin ameliyattan çıktığında. Çaresizlikten nefes alamayacağımı düşünmüş yalvarmıştım hemşireye 'canı yanmasın' diye ağlayarak. Gülümsemişti 'korkmayın geçecek' demişti. Asıl şimdi çok korkuyorum ve geçecek mi bilmiyorum? Parmaklarının üzerinde oluşan minicik çukurları özlüyorum bugün. Kokunu özlüyorum. Kara gözlerini özlüyorum.
Oğlum, can parçam, ömrüm. Nasıl izah ederim bunca çirkinliği bilmiyorum. Nasıl korurum seni bilmiyorum. Nasıl baş ederim bilmiyorum. Bildiğim şu dakika bir çok evlat için sızlıyor içim.  Yaşı kaç olursa olsun bir ananın kuzusu olan evlatlar için.
Koskoca bir gün devrilmiş gibi üzerime. Hatta belki de koskoca bir ömür. 
Seni çok seviyorum
Annen

29.10.2012

Öpme beni anne!

 
Üzerinde yazıldıkça keyif veren alanlardan biridir benim için ev. Hatta bazı köşeleri diye daha da özel hale getirmek mümkün. İyi geldi birkaç gün dinlenmek. Çok özlemişim evde olmayı. Klasiktir kokuların ev ile beraber anılması. Toz kokmadığı sürece bana evi hatırlatan onlarca koku vardır.  Bu yukarıdaki çiçekler (Atos-portos-aramis) öyle narinler ki. Bakalım uzun ömürlü olabilecekler mi?
Bayramlara özel bir anlam yüklemiyorum. Çocukluğumuzda diye başlayan cümleler de kurmak istemiyorum. Ben daha çok tatili ile alakadarım. Derin donduruculara stoklanan protein ile de alakadar değilim. Birkaç saat önce oradan oraya koşturan bir hayvanı tabakta görmeye tahammül edemediğim zamanlardandır kurban bayramı. Mesela bu saydıklarım dışında sevdiğim şeyler bile oluyor. Mesela eski türk filmlerindeki gibi giyinmiş halde uzanıp tv izlemek büyük keyif. Oysa tatil demek pijamayı çıkartsam mı çıkartmasam mı ikilemine düşmek değil midir? Değildir işte bayramda, nedense çok da fazla gelen giden varmış gibi üst baş düzgün her an siren pardon zil çalacak da millet gelip -uf ev de pismiş, diyecekmiş gibi her geçişte sehpa tozları püf yapılarak yok edilir.
Yok ben bayram temizliği gibi abartılı eylemlere de girmem (heppp temizim ondan) bayramdan evvel pis miydin   diye annemi vaz geçirmeye çalışırım hatta ama başaramadım.
Her neyse seneye bu zamana kadar yetecek etler stoklanmış kavurmalar  yapılmış  ise haydii geçmiş olsun. Ben memnundum hatta bazı ilklere bile imza attık ailece.
Uzun zaman görüşemediğimiz insanlarla görüşebildik, eski dostlarla kahvaltılar yaptık. Çayı masada bırakıp gezdik, yorulduk eve döndük.
Koca (4 gün ne kadar kocamansa) tatilde damağımda tadı kalan bir an var ki 'galiba oluyor bu iş' dedirtti.
Bunca satırı yazmadan önce aslında amacım bu olayı aktarıp çıkmaktı. Karşı komuşumuzun annesinden daha önce söz etmiştim. Sabahları saçlarını tarayan yaşlı teyze hah işte onlara gittik. Yüzünde hep ama hep hüzün gözlerinden yaş aktı akacak gibi duran teyzeye. 6 sene önce 35 yaşında oğlunu kaybetmiş duvarda asılı resmi indirip gösterdiler. Biz onunla ilgili konuşurken iyi duymayan haliyle bizi izleyip ağlıyordu. Kızı konuyu değiştirdi. İnsan ne garip birini ağladığı yerde bırakıp başka bir yere aynı hızla geçebiliyor. Çaylar tazeleniyor, sohbet ediliyor ama teyze iki yana sallanıyor resme bakıyor.
İda başını omzuma yaslamış uyudu uyuyacak arada onunla konuşuyorum. Alnını öptüm kalkacağız birazdan dedim tamam dedi ve yanağına bir öpücük kondurdum. Galiba ben onu yakınımdayken çok fazla öpüyor, dokunuyorum. Bir anda kafasını kaldırıp kulağıma yaklaşıp BENİ ÖPME ANNE  TEYZENİN OĞLU ÖLMÜŞ YA ÇOK ÜZÜLÜR................
Ne diyeceğimi bilemedim. Öpmem dedim.
Eve döndük ve yatağına yatırırken ben seni çok seviyorum iyi bir insan olacaksın dedim. Öyle değil miyim dedi?
Öylesin ben bunu bu akşam bir kez daha anladım ve çok mutluyum dedim.Şimdi öp rahat rahat dedi epey öptüm.
Galiba oluyor..........
 
 

27.08.2012

Haksızlık Kutusu

 
İda'nın tatil kitapları 'Çıtır Çıtır Felsefe' çocuk dizisinden oluşuyordu. Okuyunca tartışmamız gerektiğinden (okuyup okumadığını kontrol edeceğim demekten daha çekici geldi bu cümle ona) ben de okuyorum hemen hemen hepsini. Hatta şiddetle de öneririm herkese. Haksızlık kutusu birbirimize söylemek istediğimiz ama söylemediğimiz! şeyleri yazıp bırakmamız için. Adalet ve Haksızlık kitabından esinlenerek hazırladık. Arada bir bakacağız eğer yeni şeyler eklediğimizde bakmayı unutursak birbirimizi de uyaracağız.
 
 
Galiba uzun bir süre çocuk kitapları okuyacağım:)
 
 
İda'nın bakış açısı (dilerim hep böyle düşünür)
 
 
Aslında çıkan sonuçlar üstelik daha bu kadar azken cümleler benim için ders oldu. Keşke onlar gibi pürüzsüz bakabilsek, keşke onlar gibi sade görsek. Beklentilerimiz az olsa keşke.
 

29.07.2012

Özledim kavuştum yine ayrıldım


Böyle de özlemek olmaz ki!
Yatırdım, mıncıkladım, sarıldım öptüm öptüm doyamadım. Şimdi yine ayrıldık.Bu kez kısa sürecek olsa da özlemek ve çocuğunuz yan yana gelince dayanmak çok zormuş.

Ayrı yönlerden gelip aynı noktada buluştuk. Önce ben gittim. O kadar zahmetli oldu ki gelişleri. Havaalanı, birkaç defa değiştirilen araçlar ve sonunda kapıda belirdi. Koştum sarıldım bıraktım yüzüne baktım sonra bir daha sarıldım defalarca öptüm....


Ara vermeden anlattı. Boyu uzamış.
Dilini hiç bilmediği arkadaşlar edindi ve saatlerce oynadı.


Sonra da hastalandı. Hem de doğum gününde. 'Güldüğümde kulağım çok acıyor' diyerek zorla tebessüm etti bütün akşam. Tüp takılması gereken kulağı iltihaplandı, 39 derece ateşle yattı 2 gün. Havuzu, denizi uzaktan izledi. 'iyi ki hiç çıkmadan yüzmüşüm' dedi.


Önce yemekte ardından çizgi film salonunda küçük  bir de kutlama yaptık.


Hastalanması dışında herşey çok güzledi.
Ben mi?
2 kitap bitirdim ve sadece dinlendim.Şezlongda uyuyakaldım uyanıp okumaya devam ettim.

8.06.2012

Karne Yemeği


Sabah babası ile karnesini almaya gitti ardından işe gittiler sonra da benim yanıma geldi. Karnesi çok güzel. Sanırım bu yaşta herkesin karnesi çok güzeldir. Sbs deneme sınavına girmişti. Öğretmeni bu sınavlara genellikle katılmalarını sağlıyor. 21.300 kişi içerisinde 30. Ankara da ise 27.sırada yer almış. Sevindik tabi. İlginç bir oğlumuz var galiba. Öğretmeni sbs sonucunu vermiş miydik diye sormuş İda ben girmedim sanırım demiş:) Öğretmeni sarılmış kara gözlüm gönlümün birincisi demiş:) Sınavda aldığı sonuçtan daha çok öğretmenin dedikleri sevindirmiş kuzumu. Diyor ki'senin yerin başka dedi bana' babası da 'hım galiba sıradaki yerinden söz ediyor' diyor. Bana dönmüş 'anne onu mu kast etmiştir' diye soruyor.Teyze, dayılar,anneanne ile birlikte güzel bir yemek yedik. İzmir'e uğurlama ve karne yemeği koyduk adını da:)  Canımın içi yavrum dilerim hayallerine kavuşursun bebeğim. Dilerim çocuklarımız iyi şeyler yaşar.

Köy hayatına atılmak için sabırsızlanıyor. Bu akşam da komşunun köpeğine böyle hayran baktı.

30.05.2012

Büyüyorlar

Eskisi gibi korkmuyorum karanlıktan. Ne zaman böyle demeye başlasam kapı ardındaki hırkalara şekil verdiğim geceler geliyor aklıma. Uyanıkken kendimi korkuttuğum, uyurken bilinçsizce korktuğum geceler.
Sağdan sola gürültüyle dönse oğlum koşup gidiyoruz odasına. Onun korkmasından korkuyorum. Sabaha pişmanlıkla anacağı suretlerden yorganın altına saklanarak kurtulmaya çabalamasından korkuyorum. Aslında galiba büyürken incinmesinden korkuyorum.
Ödevi vardı hafta sonunda. Okuması gereken bir de kitap. Kitap okuması gerekiyorsa ben de okuyorum aynı kitabı zaten kendisi de bunu istiyor. Neden bilmiyorum. Beraber konuşuyoruz anafikir neymiş, kahramanlar kimlermiş. Bu hafta okuduğu kitap Muzaffer İzgü'nün Ekmek Parası adlı kitabıydı. Muzaffer İzgü onun yaşından daha geç girmişti hayatıma bir yandan hoşuma gitti diğer yandan tuhaf bir suçluluk duygusu kapladı. Fazlasıyla zor yaşamlardan, yaşanan zor ötesi olaylardan bahsediyor olması beni dahi yormuşken onun hayata dair yaşadığı en büyük zorluğun oynarken dizini yaralaması olduğunu düşündüm. Ağır geldi okudukları. Belki de bana ağır geliyor olmasından kaynaklı.
Fanus içerisine hapsedip herşeyden uzak, toz pembe bir dünya resmedip büyütmek gibi bir derdim olmamasına rağmen onca zorluğu bilmesin istedim.
Merhametsiz insan tipinden çok korkuyorum. Başkalarının acsına kayıtsız kalan, her şeyin merkezine kendisini koyan bencil insanlardan da. ama galiba en çok merhametsizlik ürkütüyor. Acıma duygusundan yoksun bir insandan her türlü tehlike gelirmiş gibi geliyor. Oysa inanılan dinlerin hepsi emretmiyor mu merhametli olmayı?
Emek vererek sahip olunan şeylerin ne kıymetli olduğunu öğretmeye çalışırken dışarıda gümbür gümbür dayatılan yaşam. Ne kadar büyürse büyüsün gözümde hep bebek kalacak çocuğum. Ona nasıl öğretmeli bilmiyorum. Dikte ederek sunmuyoruz doğrularımızı. Görerek yaşayarak ta içerisinde yer alarak öğrenmesi için çabalıyoruz.

İnsanları anlamaktan bunca uzak bir anne nasıl başarılı olur bilmiyorum.Daha dün kolikten, gaz sancılarından bahsederken şimdi nelerden söz ediyorum. Bazen anlattıklarını dinlerken gülümsüyorum kızıyor bana 'annekk neden gülüyorsun' diyor. 'Annek demesene' diyorum bu defa da 'ebucuukk' diyor sırıtarak.  Ne zaman çok kızsa 'biliyormusun bebekken' diye başlayan cümleler kuruyorum. Bir anda dinginleşip teslim oluyor kendi anılarına. Bazen de 'hayatımda görmedim' diye başlayan cümleler kuruyor 'daha ne yaşadın ki hayatında' diyor sarılıyorum. İstiyorum ki önden gidip yolu açayım. Tıpkı  babamın kız kardeşimle bana karı temizleye temizleye açtığı yollar gibi. Açayım, ter temiz yapayım istiyorum yolları.
İstiyorum işte elimde değil...


28.03.2012

Çamur mu Atom mu?

Cumartesi gecelerini bize ayırıyor. Gün içerisinde uyuyor erken uyumamak için. Bazen üçümüz beraber yatıyor sohbet ediyoruz. Galiba en çok yan yana yatıyorken sevdiriyor kendini. Babası benim kadar rahatsız etmiyor. Bense bulduğum her an ensesini, boynunu, saçlarını öpüyorum.
Kuzum diyorum öperken. Bir cumartesi gecesi sohbetini kayıt yapmayı planlıyorum.
Okuldan çok az söz ediyor cumartesi gecesi epeyce anlattı;
- A.... çamurdan meydana geldiğimizi söyledi ben de atomlardan, sonra da kavga ettik. Öğretmene gittik sormak için.
Baba;
-Öğretmen ne yanıt verdi?
İda;
- Atom dedi.
İda;
- Baba aslında şimdi aklıma geldi mantıksız değil mi çamurdan meydana gelsek banyo yaparken eriyip yok olmamız gerekmez miydi?
Baba;
-Çamur da atomlardan oluşmaz mı?
İda;
- Vayyy anasını nasıl aklıma gelmedi bunu söylemek? Nasıl da morartırdım A..'yı değil mi?
Şimdi hasta kuzum. O kadar çok koşuyor ki yine kulak, boğaz enfeksiyon, yüksek ateş. Yemek yemiyor. Annem gibi oldum biliyorum ama kilo da verdi sanırım. O hastalandığında biri içimden bütün enerjimi çekip alıyor sanki. Şimdi daha iyi. Şimdi o daha iyi ya ben de daha iyiyim.Öğretmeni ile konuşuyorum çok seviyorum İda'yı farklı bir çocuk diyor. Tek sorunu fazla haraketli olmasıymış. Fark derken diye soruyorum hep bir mantıklı açıklama bulabiliyor, yaramazlığına bile diyor ve gülüyor.
Ben 8 yaşındayken ne atomu biliyordum ne de gezegenleri:) Ne kadar gerisindeyiz çocuklarımızın.

20.03.2012

Gün de yetmiyor gece de:)


Sevgili Esra İda'dan daha sık söz etmemi istiyordu. Biraz bahsedeyim istedim. Türkçe ödevlerini severek yapmıyor ne yazık ki. Matematiği daha çok seviyor. Yukarıdaki fotografta amaçlarını yazmalarını istemişler. El yazısı olayına hala alışamadım. Bazen ne yazdığını okuyamıyorum. Dünyaca ünlü bir basketbolcu olup NBA de oynamak istiyormuş daha doğrusu Miami de:) Çok para kazanacakmış Los Engilis Laykırsa karşı oynayacakmış:) Aynen böyle yazmış kuzum. Basketbol topu istiyordu uzun zamandır anneannesindeyken bir şey aldığımızı söyledik hemen anladı zaten. Babasına soruyor
-Kaça aldınız 100 mü?
Babası
-Yok daha ucuza
İda kademe kademe düşüyor babası en son 17 lira dedi İda
-Haaa o zaman dandik bir top olmalı. Eşyalara değer verirken maddi yönden değil işine yarayıp yaramadığına bakarak karar vermesini söyledik.  Koridordaki lambayı kırdılar. Her saniyemiz Lebron James hareketlerini dinleyerek geçiyor.
Sahip olduklarına sahip olamayan o kadar çok çocuk var ki, dediğim her an siz küçükken bunlar var mıydı diye bir başlıyor odasındaki herşeyi sayıyor:) Yoktu dediğimde de üzüldüm diyor işine bakıyor sıpa.

15.03.2012

İda ve Bir de Mim


Eskiden albümlere bakardık şimdi bilgisayarlarımızda bakıyoruz eski fotograflara. Biraz fazla düşkünüm eskiye. Söz konusu İda ise hiçbir şeyi unutmamam lazımmış gibi geliyor. İlk kesilen tırnağından, ilk kesilen saçına kadar durur. İlk banyosu, ilk diye diye gidecek çok şeyi var. not ettiğim. Cilt cilt ajandalar. Bazen beraber bakıyoruz. En çok hastanelerin verdiği bir belge var ya onu seviyor. Hani mürekkebe batırıp ayak izi ile çıkmış olan. Sonra bir de hastane künyesi. Hemen alıyorum ve büyüdüğünde ona vereceğimi söylüyorum. Galiba bu törenler esnasında İda da eskiye merak başladı. Hiçbir kutuyu atmıyor. Sakız kutusundan ayakkabı kutusuna kadar aklınıza gelebilecek her kutu saklanıyor. Bir gün alakasız bir zamanda 'bakınn ne yaptım' dye getiriyor.


10.02.2012

İda'dan Eski Yeni Karma:)


Erken yatmak istemiyor. tatilde alıştı tabi geç yatmaya. Önceki akşam babası 'haydi artık çok geç oldu yatmalısın' dedi İda; 'hiçbir şey için geç değildir' hahaha şeklinde yanıt verdi. Babası sabah evden çıkarken 'okuldan gelme saatinle bizim gelme saatimiz arasında o kadar çok şey yapabilirsin ki, tüm ödevleri bitirebilirsin, akşamları oynamak için zaman kalabilir, özetle çokkkk şey yapabilirsin o sürede' diyor, İda  'o süre içerisinde Mardin'e gidip gelebilir miyim' diye soruyor alakasızca. O kadar güzel espriler yapıyor ki bazen şaşırıp kalıyorum. Ne zaman bu kadar büyüdü bu çocuk diyorum kendi kendime. Bazen 'anne yanıma yatsan' diyor ona sarılıp kokusunu aldığımda hiç büyümezmiş kokular diyorum. Hala bebek kokuyor sanki. Koluma yatırıyorum öperken uyuyakalıyor. Sonra ensesinden koluma yayılan koku  dudaklarımda bir ömür anlatamayacağım tadla çıkıyorum odasından. 

Foto yazdan kalma epeydir söz etmemiştim İda'dan.

Şöyle bir karıştırdım da sayfaları yaşarken en hoşuma giden anlardı şu sohbetler de eski tarihlerde yayınlamışım:)

-Anneee ben harikayım değil mi?
- Aman oğlum, çok da alçak gönüllüsün kime çektin bilmem ki (babasına bakarak söylüyorum)
- Yunus Emre'ye :))))))
- Nasıl ya sen nereden biliyorsun ki? (eşime dönüp nereden biliyor Yunus Emre'yi?)
- Eee harikayım demiştim sana:)
Tabi ki babasıyla sohbetlerinden birinde geçmiş konusu.
Bir Başka Sohbette ise;

Anne sen başka anneler kadar kocaman değilsin 
Küçük annemmm benimm (sarılıyor)
Nasıl ki başka anneler?
Kocaman işte karnı kocaman.
Şişman mı demek istiyorsun?
Yok aslında şişmanlar demek istemiyorum sen böyle çok güzelsin demek istiyorum:)) 
Ablanmışım gibi görünüyorum değil mi?
O kadar da değil anne:))


-İmdaat çocuk işkencesine mağruz kaldım!

-Çocuk işkencesi ne oğlum?

-Gıdıklanmak:)
Biz onu  severken gıdıklıyoruz da babasıyla birlikte:)

19.12.2011

Gaydırıguppakgünleriminsebebisensin


Çok yoruldum yılın diğer aylarında sanki az çalışıyorduk bir de yıl sonu paniği var. Sağa sola saldırıyor, eski defterleri döküyor zorladıkça zorluyoruz. 

Geçen hafta İda ve arkadaşı okulun park gibi olan bölümünde  oynarken 2.00 TL bulmuş. Koşa koşa müdür yardımcısına götürüp vermişler.Müdür yardımcısı örnek öğrenci adayı (neden adaysa demek ki belli bir miktar var ) seçmiş ikisini de. Onlar da bu gazla bütün bahçeyi aramış tekrar para bulma ümidiyle:))
Çocukların dünyaya bakışındaki pürüzsüzlüğe bayılıyorum. O kadar net ki duruşları.

Görselle benim ne ilgim var? Dans etmek istiyorum belli mi olur 2012 de kursa gideriz. 

20.11.2011

Meğer Ben Ne Çok Gülermişim Onunla...


Ne kadar sık dönüp bakarsak bakalım geçmişe çocuklarımız varsa gözümüz, yüreğimiz ileriye bakıyor. Doğrusu da bu zaten.
İda'nın hep benzer fotografları vardır. Sevmez karşıma geçip poz vermeyi, kimseye şirin görünmeye çalışmaz, sevmiyorlarsa sevmesinler edasıyla gezinir.
Ben de ona şu yukarıdaki açıdan bakmayı başka severim. Aklıma emzirirken yüzünü izlediğim günler gelir. Masumdur böyleyken, dokunmaya kıyamayacağım kadar güzel.
O hastalanınca geriye düşüyorum. Onardığım her ne varsa alt üst oluyor. Yine hastalandı sesini duyamadık neredeyse 2 gün:( Konuşamadı, su içemedi. Yine tükürük minderleri acıdı :) (böyle bir isim vermişti daha önceki hastalığında) Şimdi daha iyi. Bugün evi doldurdu  sesi. Oynadık güldük beraber.
Yüzümdeki, içimdeki gülmeye ayarlı her ne var ise ona ayarlanmış meğer. O gülerse gülebiliyorum, o konuşursa sesim anlamlı, o susarsa içim bomboşmuş.
Eline çizgi roman gibi bir ingilizce çalışma kitabı almış o kadar uzun inceledi ki sürekli sayfaları çeviriyor, hatta mır mır okuyor:)
-Anne ben galiba ingilizceyi daha çabuk okuyorum
- Oğlum sen daha bilmiyorsun ki ingilizce
- İşte o yüzden zaten hızlı okuyorum ya:)
Bir güzel kafa buldu benimle.
Severim senin espri anlayışını kuzum benim.

14.10.2011

Tipsiz (miş) :))

  'Baba Koray'ın ablasının arkadaşı bana tipsiz dedi, tipimi hiç beğenmiyorum'
Sen ne zaman büyüdün de tipini sorgular oldun kuzum. 
Öyle güzelsin ki baktığım yerden, öyle titretiyorsun ki içimi.

Foto biraz eski  Beenmaya Teyzesi'nin yazısını okuyor :)

10.10.2011

Öneri ve Yardımlarınıza İhtiyacım var

Yoğun bir işgünü ardından yeni gelişmeleri aktarmam lazım blog böyle bir şey:) 
Yaz biterken işi bırakmak için girişimde bulunmuştum hatta bunu konuştum da. Neden İda'nın okulu idi. İstediğimiz gibi bir okul bulduk kayıt da yaptırdık. Buraya kadar her şey güzel. 08.45 de başlayan ders için sabah 7 de servise biniyor tamam anne yüreğim dayanmıyor ama yapacak bir şey yok.  Eşim de ben de eve gittiğimizde İda'nın derslerini yaptırmak için kalan zaman yetmiyordu. Etüd için de servisi ayarlayamadık. Etüd olması konusunda geçen hafta öğretmeni ile görüştük ve sınavlara hazırlamak için şimdi başlaması gerektiğini ve gönderebilirsek iyi olacağını söyledi. Servis başka öğrenci olmadığı için kabul etmedi. Normal saatinde yine servisle geliyor ama etüd olursa olmuyor. Bu arada iş meselesi okul değiştirince mecburen askıya alındı neredeyse 1 maaş kadar gideri oldu şuan itibariyle:)
Dün Üniversiteyi yeni bitirmiş bir abla ile görüştük. Maliye mezunu ve kendisi de sınavlara hazırlanıyor. Ailece gidip konuştuk. Yeme, içme, bakım vs.konularında bir beklentimiz olmadığını yalnızca istediğimizin derslerini yaptırma konusunda disiplinli davranmasına yardım edecek, soru sormak istediğinde yanıtlayacak biri olduğunu söyledik. Kabul etti ve anlaştık. 
Anneannesi yemeğini yedirip Tuğba ablası'na teslim edecek ve bizim evimizde biz gidene kadar dersler bitecek, test çözülecek. Bugün itibariyle de başladılar.
Cumartesi ve pazar günleri cimnastiğe gidiyor. Cimnastik ardından yarım saat bilgisayar izni var onu kullanıyor ve hava güzelse sokağa çıkıp oynuyor (bu hafta cezası bitti) 
Daha deneyimli arkadaşlardan şunu öğrenmek istiyorum aslında;
Daha 3.sınıfa gidiyor ve abartıyor muyuz?
Ders çalışmasından daha çok o disiplini sağlamak amaç. 4.sınıf çok daha zor ve önemli şimdi sıkı tutmazsak sonra daha zor olacak. 
Çocukları yarış atı gibi koşturmaktan nefret ediyorum ama bir de gerçek var sınavlar gibi:(( Onun oyun çağında bir çocuk olduğunu unutmuyoruz ve ona uygun davranıyoruz ama çok mu yükleniyoruz sizce?

28.09.2011

Hiç Bu Kadar Korkmadım Ben..

Bazı olaylar vardır aklınızın bir kenarında hep kalır, kalacaktır. Dün böyle bir olay yaşadık. İnanılmaz derecede panik olmakla ünlüyüm zaten. Özellikle de söz konusu İda ise.
Okuldan 15.30'da geliyor. Annemlere bırakıyor servis  binalarımız karşı karşıya. Akşam üzeri anneme 'Efelere gideceğim' demiş ama annem ya duymamış ya da hatırlamıyor (muş) Saat 15'de İda'yı aramaya başlıyor annem ta ki 19.30'a kadar. Efe bizim binada bir de Koray var bizim binada ve Berdan da karşı binada İda'nın oynadığı bu üç çocuk. Efelere daha önce gitmemişti hiç ve binanın arka cephesinde evleri. Annem Koraylara ve Berdanlara soruyor binanın önünde oynayan çocuk da yok hiç ve paniklemeye başlıyor. Annemlerin binadaki herkes sokakta İda'yı aramaya başlıyor. Bu arada annem panikle kapının üzerinde anahtarı unutuyor ve telefonunu da tabi. Bize 19 gibi haber veriyor. O sırada Marmaristen gelen arkadaşımız Mavi Elmas'ı almaya gidiyoruz. Merhaba bile diyemedim. Trafik inanılmaz, yollar kapalı anneme ulaşamıyorum komşular bize haber veriyor ama onlara da ulaşamıyorum. Deli gibi ağlıyorum ve o an aklımdan geçenleri buraya aktarmam inanın mümkün değil. Aklımda tek bir numara bile kalmıyor arabadan inip koşarak gitmeyi düşünecek kadar da saçmalıyorum üstelik.
Arabadayken dayım arıyor aynı semtteyiz. Ağzımızı arar gibi konuşuyor ben iyice iptal birşey oldu ve bunlar bizi hazırlıyor diye geçiyor aklımdan. Eşim tek kelime telaffuz etmedi. Sesini dahi duymadım tüm bunlar yaşanırken ben ağlarken o tamamen sessiz iptal oldu:( Annemi komşular sakinleştirmeye çalışıyor ve bu arada herkes arıyor. En sonunda Koray'ın annesi Eflere sordunuz mu diyor ve İda oradan çıkıyor. Annem o an bitik Komşunun evine yığılıp kalıyor. Biz hala yollarda ağlıyoruz. Eve gittiğimizde sokağa girerken gözlerimi kapattım kalabalık göreceğim bina önünde birşey oldu diye geçiyor sadece aklımdan. Arabadan inince binanın önünde kaldım:( Elmas koş oğluna demese orada öylece bekleyeceğim:(
Annemin tansiyon fırlamış, bel tutulmuş gözler balon gibi şişmiş:( İda şaşkın. Biz sersem.
Annem hala hasta.
Ben hayatımda böyle bir korku ve çaresizlik yaşamadım hiç.Yanında yattım sarılarak ve sürekli bakarak:( Uyursam alıp gidecekler sandım. of kötüydü çok kötü.


21.09.2011

Sonunda Rahatladımm Ohh Beee


İda'nın okulundan hiç memnun değildik. Hem sınıflar çok kalabalıktı hem de bu sene ile birlikte 3.kez öğretmen değişti. Biri emekli oldu diğeri müdür yardımcısı oldu başka yere atandı şimdi de geçici süreyle öğretmen vermişler olması gereken öğretmen doğum iznine ayrılmış. 
geçen sene adres meseleleri yüzünden çok zorlanmıştık. Hoş bu sene de zorlandık ama hallettik. Bizim bütçemize göre de yüklüce bir 'BAĞIŞ' yaparak olay çözümlendi.  Bu sabah yeni okuluna başladı hem sınıf mevcudu hem de okul çok daha iyi. Biraz uzak oldu ama daha iyi eğitim alması için elimizden geleni yapabiliyor muyuz sorusunun yanıtı umarım artık evet olur. Çok uğraştık ama değdi.
Dilerim şu resimdeki hayallerine ulaşır kuzum, kara gözlüm astronot veya pilot olacakmış:) Anneme de 'seni Nasa'ya bu kilo ile aldıramam' demeye devam:) Annem oralara göndermem ben de gelirim seninle dediği her an böyle diyor ona.Resim kıştan kalma.

2.09.2011

Oğlum'a Kavuştum Döndük Gari:)


Kısaydı benim için köy gezisi ama oğlum için uzun ve bir o kadar da güzel olmuş belliydi. Boyu uzamış kilo almış ve artık tamamen Ege şivesiyle konuşuyor:))
Sabah
- E artık bitti döndük Ankara'ya değil mi İda konuşmamıza biraz daha dikkat ediyoruz, dedim
- Ne bitti anne, bitmedi gari, dedi:)))
- Bitmemiş Gari  Ege şivesine devam. Nasıl özlemişim kara gözlerine bakmayı sımsıkı sarılmayı.
Bol fotolu az yazılı olsun değil mi bu defa.


Koşup terliyorsun diye hiç kızmadım ona. Koşup terlemek ancak böyle anlamlı olabilirmiş gördüm.

27.07.2011

İyi ki Doğdun.

Neye yeterse yetsin kelimelerim seni anlatmaya, yetmiyor biliyorum. İlk defa ayrıyız bunca zamandır ve ilk defa doğum gününde içimden ağlamak geliyor. İyi ki doğdun bebeğim. Seni nasıl seviyorum bir bilsen?

7.07.2011

Çok Özledim


Geçen hafta cuma sabahı anneannesi ile birlikte İzmir'e gitti bebeğim. Oradan da Ödemiş'e dedesi ve babaannesi ile birlikte kalmaya. Her gün konuşuyorum çok mutlu inek sağıyor yumurtaları sıcakken alıyor kümesten ve ağaçlara tırmanıyor, karadut yiyor yani özetle çok mutlu. 
Ama ben odasına baktıkça, eşyalarını gördükçe kokusunu özlüyorum.
Hem de çok özlüyorum.